engelli jurnal

engelli jurnal

Muptedi 2003 yılında Cemil Meriçin "jurnal"lerini okuduğu vakit, kendi zihnine düşenlerinde bir deftere kaydedilmeye değer olabileceği zannına kapıldı. O günden beri muptedinin tembel de olsa bir kalemi ve bir defteri var. İşte bu blogdaki yazılar o defterin içinden seçilmiş yazılardır. Sadece "ben sevdim,sizde sevin" katogorisindekiler alıntıdır.

Sayaç




Sohbet





Müzik


Yalanları deşifre etmek kabahat mi?

Cuma, Mayıs 16, 2008

       sabah-emre aköz

Toplumsal Tarih dergisinin mayıs sayısında, İş Bankası Müzesi küratörü Prof. Zafer Toprak ile yapılmış bir söyleşi var.
Derginin yayın yönetmeni Ahmet Akşit'in sorularını cevaplarken, Zafer Hoca bir yerde şöyle demiş:
"Türkiye'nin çağdaşlaşma sürecini hor görmemek gerekiyor. (...) Liberal kültür düne verip veriştiriyor. Oysa ülke 1923'ten bugüne çok yol kat etti."
Hocanın, " Liberal kültür düne verip veriştiriyor " sözüne takıldım:
Liberal kültürün "dün" ile yani tarihle bir alıp vermediği yok.
Liberal-demokrat yaklaşımın ' hasmı', tarih değil, o tarihi bugün " kendi çıkarları için " kullananlar.
70 yaşında bir tanıdığım var. Sürekli gazete okuyor. TV haberlerini ve tartışma programlarını kaçırmıyor. Aklı, mantığı, zekası ve genel kültürü yerinde.
Pazar günü görüştük. "Sizin Engin Ardıç yazmış... Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım, meğer ikinci kez evlenmiş. Valla bilmiyordum" dedi.
Yukarıda saydığım niteliklere sahip bir insan bunu nasıl bilmez?
Evet, bilmez! Özel bir çaba sarf etmeden öğrenemez.
Çünkü Türkiye'de yaşıyor ve çocukluğundan beri çarpıtılmış bir tarih anlatımına maruz kalıyor.
Bu çarpıtılmış tarihe, ' resmi tarih' diyoruz. Okullarda öğretiliyor, yetkililerce ve medya tarafından dile getiriliyor.
Resmi tarihte yer alan somut veriler (isimler, yerler, vb.) doğru elbette. Buna karşılık yorumların neredeyse tamamı çarpık durumda.
Resmi tarihte çeşitli olaylar ya 'abartılarak' ya da 'önemsizleştirilerek' bize sunulur. Ya da toptan es geçilir, unutturulur.
Engin Ardıç, Zübeyde Hanım'ın hayatından bazı 'kesitler' anlattı ya... Yaygarayı kopardılar: "Hakaret ediyor!"
Gerçeği yazmak kabahat oldu.
Üstelik Ardıç'ın okurlara sunduğu kesitler arasında, o sırada Eskişehir'de bulunan Mustafa Kemal'in, 14 Ocak 1923'te İzmir'de vefat eden annesinin cenaze törenine gitmeyişi... Yaveri Salih'e (Bozok) telgraf çekerek gerekeni yapmasını isteyişi yoktu mesela.
Onu da yazsa, ne diyeceklerdi acaba? Ben geçen yıl burada değinmiştim de; günümüzün moda tabiriyle çıldırmışlardı.
Bu pek çılgın zevatın ortak özelliği, o tip konularda cahil olmaktır.
Psikiyatr Vamık Volkan ile tarihçi Norman Itzkowitz'in 11 yıl uğraşarak yazdığı ' Ölümsüz Atatürk' adlı ' psikobiyografi'yi okusalar, tımarhanelik olacaklar herhalde.
Aslından okusalar da fark etmez: Yanlışlıkla günah işleyen sofu dindarların telaşıyla tövbe edip öğrendiklerini anında unuturlar.
Meraklısı için: Yazarları birer Atatürk hayranı olmasına rağmen, 1984'te ABD'de yayınlanan ' Immortal Atatürk'ün Türkiye'ye sokulması önceleri yasaktı. 1998'de Bağlam Yayınları tarafından Türkçeye çevrildi.
Başa dönersek...
" Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur "... " İstikbal göklerdedir "... " Mevzubahis vatansa, gerisi teferruattır ."
Bir uzman olarak Zafer Toprak, dağlara taşlara, spor akademilerinin girişlerine, havaalanlarına, afişlere, ilanlara, kitap kapaklarına yazılan yukarıdaki sözlerin " Atatürk'e ait olmadığını " benden iyi bilir.
Bu yalanları dolaşıma sokanların amacı, bize tarihi öğretmek olmasa gerek.
Bir yandan " Atatürk, laiklik, çağdaşlık " nutukları atarak, öte yandan tarihimizi istismar ederek, otoriter bir ideolojiyi yaymaya çalışan sahtekarların ipliğini pazara çıkarmanın nesi yanlış?
Özetle: Zafer Hoca yanlış biliyor; evet biz verip veriştiriyoruz ama 'düne' değil, ' bugüne'. Gerçeğe değil, yalanlara. Ölülere değil yaşayanlara.

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

ERTUĞRUL ÖZKÖK İÇİN :)

Cuma, Mayıs 16, 2008

Akşam yazarı Deniz Gökçe, Hürriyet'in 'Rakı yasağı' manşeti sonrası Ekonomi Müdürü Vahap Munyar'ın dönüşünü yeterli bulmadı. Yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök'e seslendi:


 

 

Şarapsever Ertuğrul, rakı yasağını sen de yaz
 
Deniz Gökçe/AKŞAM

Daha evvelce de yazdım. Hep de yazacağım!
Hürriyet gazetesinin “her şeyi” Ertuğrul Özkök’e doğrusu hayranım. Ne kadar entelektüel, ne kadar görgülü, ne kadar bilgili bir adam. Hangi yazısını okusam, bunalıma giriyorum, kıskanıyorum. Paris’te bulunmanın, yaşamanın, eğitim görmenin tüm inceliklerini özümsemiş, gerçek bir düşünce ve medeniyet insanı o!.. Özgün bir düşünür! Müthiş bilgi stoku! Hassas bir erkek! Kadından anlar, yemekten anlar, siyasetten anlar, içkiden, şaraptan anlar, felsefe bilir, edebiyattan çakar, sporsever, sanatsever, gerçek bir Rönesans insanı, koçum benim! Bir dakikada damadından spor yazarı yapar!.. Tegernsee’yi bile bilmeyen, damatlarına kıyak yapamayan AKP’liler çatlasın!

Damadı da kıskanıyorum! Hıncal Uluç ve Fatih Altaylı kadar mükemmel!.. O ne Fenerbahçe bilgisi! O ne kalem! Ama arada sırada o da şanssızlık ve kıskançlık kurbanı da olur, takım fıslar!..



Bunlara üzülme koçum, Ertuğrul’um, salt Petrus şarap bilgin, salt sınırsız hayal gücün, sana yüz yıl yeter, yeter de artar!

Kaldı ki seni kıskanan, kıskançlıktan da çatlayan tek ben değilim. Bak şu Emre Aköz keratasına! Ne olacak yani “yetkili olmadıkları halde” ibaresini görmeden geçmiş olmak büyük bir günah mı? İnsan bir tek manşette yanılır, kadeh rakı ve şarap yasak dedi, manşet attı diye, nasıl kötü olur ki? Bu Emre Aköz keratası zaten olur olmaz yerde tek tek rakı içer, o nedenle saldırmıştır. Nerede onda senin gibi Petrus zevki ve Petrus bütçesi? Kıskançlıktan “küçücük bir kanun maddesi yorumu hatasını” koca gazetenin başına bela etti, hem de durup dururken!.. Bu Sabah’çılar seni külliyen kıskanıyorlar. Nazlı Ilıcak da kıskanıyor seni, başarılarını, kurumunu, patronunu! Durmuş durmuş, şimdi sizinkilerin de Vakıfbank’tan milyonlarca dolar kredi alıp Petrol Ofisi’ni finanse ettiğini, sonra da başka bir şirketle birleştirip, kârı vergi dışına taşıdığını yazmış. Bunda ne var yahu, üç-beş milyon dolarlık ufak bir “transaction” o!.. Nebil de üç-beş satır daha attırsın! O, finans derslerini benden almıştır, iyi bilir! Ne güzel yazmış, Vakıfbank’tan alınan 120 milyon doların lafı olmayacağını!..

Sabahçılar tutmuş sana karşı olan “kıskanç ezilmişliklerinden” Alman Der Spiegel dergisini de kervana katmışlar, “Hürriyet Almanya’da da tiraj ve ağırlık kaybediyor” diye bu “gavurlara” yazı yazdırmışlar! Biliyorum, kerata “Ollie” aracılık etmiştir bu işlere!

Sen sen ol, şimdi diz bütün ağır topları, karşı hamle yap. Oktay zaten konuyu ekşitmiş, Vahap zaten düşmanları mundar etmiş. Ayşe Arman ise Nur Çintay’a gereken dersi güzelce vermiş. Hadi koçum, sıra geldi, ikinci bir toptan salvoya. Yılmaz, Ahmet Hakan ve Bekir’in “alan savunması” uygulaması iyi olur! Müzik bilginden hatırla, korolarda ne kadar çok koro elemanı olursa, koro o kadar etkileyici olur!

Bir de Arzuhan Hanım’a nasihat et. Üç vakit evvel Rekabet Kurumu’na gidip, “haksız rekabet” konusunda nutuk atmıştı. Burada dikkatli olsun. Galiba futbol ihalesi 2010 yılına kadar devam ve 2008’de yenilenmeyecek galiba!.. Bu nedenle baba, kız, kardeş, damat bir araya gelip, yeni bir D-Smart aygıt satış kampanya teması bulmaları gerek, bu “ihale” teması tutmadı, iş haksız rakabete girecek! TÜSİAD’ın da etik kuralları var ya!

Değerli dostum, bugünlerde sık sık dış seyahatta olduğun da belli. Yoksun ki, cümle aleme şu “rakı yasağı” konusunda gerekli cevabı yazamadın. Ama iki noktada dikkat etmen gerekli.

Yurtdışından sık sık şarap alıp geldiğini biliyorum. Dikkat et. Şaraplar manşetlere benzer. Sahte, uyduruk çıkabilirler. Bak adamın biri, 1787 Chateau Lafite Bordeaux bir şişe şarabı, Thomas Jefferson’un koleksiyonundan diye Malcolm Forbes’e 156 bin dolara satmış. Sonra da şişeden sahte olduğu anlaşılmış. Aman ha!

Biz, senin müritlerin, senden yaratıcılık bekliyoruz. Şu kadeh rakı konusunda bir de sen döktür bakalım. Bak LSD mucidi Albert Hoffman da öldü. Hayal etmek artık daha zor. Kurumun senin hayal gücüne gereksinmesi var!

 

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

YAZIYA DAİR

Cuma, Mayıs 16, 2008
Kategori: dise dokunur

Kanaatimce yazıda iki temel unsur aranır: mana ve melodi. Nesirde, melodi yadsınır mana üzerinde durulur. Yazar, muhatabının kulağında ve zihninde yeni bir lezzet oluşturmaktan ziyade yeni bilgiler yeni soru işaretleri gibi daha didaktik şeyler oluşturma peşindedir. Nesirde melodiyi yakalayan bazı imtiyazlılarda yok değil lakin bunları imtiyazlı kılan melodiyi yakalarken manadan taviz vermemeleri hatta şiirin olanaklarıyla daha da derin manalar oluşturabilmeleridir

 Melodinin ağırlığı arttıkça, yazı şiirleşir. Yani şiiri nesirden farklı kılan melodidir. Mana yine vardır ve asli unsurdur. Melodiyi oluşturmanın bazı şekli ve basit yöntemleri var: kafiye ve ölçü. kanaatimce serbest şiir bu araçları yeterince dikkate almadığı için şiirliğinden taviz vermiş ve nesre yaklaşmıştır. Anlatmak istediği şeyi şiirin sınırları içinde kalarak anlatma becerisini gösterememiştir. Fakat serbest şiir yazanlarda,  muhakkak ki  bir manayı gerçek şairlere mahsus olan, ölçü ve kafiye sınırlarını aşmadan anlatabilme becerisine sahip olmadıkları için böyle bir tercih yapmışlardır. Hasılı yine bir şeyler anlatma gayreti vardır.

Ama ya, ne melodisi nede manası olan şeylere ne diyeceğiz.  

 

 

 

muptedi-hodgam

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
body>